Baharda ilk açan sümbülün geceye yayılan kokusunun bir rengi olmalı- sümbülün renginden ayrı. Dokuz-on ay aradan sonra annenin seni yeniden görüşünde dudaklarından dökülen ‘yavrum’ deyişinin de bir sıcak rengi… Sevdiğinin -o seni sevmese bile- gülümsemesinde yanağında beliren çukurun seni çeken bir rengi… Ve sonra seni kucağında uyutan, bağrında büyüten, kendin kadar aşina olduğun cânını kollarında mezara yatırmanın da acı bir rengi… Bu ara’yıp, ara’dan çıkardığın ararenklerle yapmalısın resimlerini. Bilinenin aksine ‘ararenk’ grinin bilmem kaçıncı tonu değildir ya da bilerek veyahut şans eseri karıştırdığın renklerle paletine koyabileceğin bir renk hiç değil! Bu arada, ara ya da ana diyerek yapılan her türlü renk nazizminin karşısındayım, bu böyle biline! Benim ararenk referansım – yukarıdaki örneklerde görüldüğü üzere- palete koyup sulandırılarak açılabilecek, kolayca bulunabilecek renkler değildir. O’nlar aramadan bulunmaz, yine de bulanlar arayanlardır…